PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Rüya: Bir film izlemek


insomnia
04-18-2005, 13:27
Rüyalarımız yapılan araştırmalara rağmen hâlâ sırrını korumakta.
Rüyayı Batılı bilginler "gün içinde karşılaştığımız olayların bilinçaltında büründüğü hal" olarak tanımlıyor. Doğulu bilginler ise bu görüşe de katılmakla beraber rüyayı daha çok bir "ilahi ve uyarıcı mesaj" olarak görmüş ve önemsemiş. Özellikle İslamiyet"te Hz. Muhammed"e (s.a.v) inen vahyin sadık rüya ile başlaması; Kur'an-ı Kerim"de geçen birçok ayette gerçekleşecek olaylar hakkında peygamberlere rüyalar aracılığı ile işaretler bildirilmesi, İslam ilim adamlarının rüyaya ayrıca önem vermelerini sağlamış. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetname adlı eserinde insan kalbinin ve ruhunun uyku ve ölümle temizlendiğini ifade ediyor. Hz. Mevlânâ'nın Mesnevi"sini şerh eden Sarı Abdullah ise, rüya hakkında şunları demekte: "İnsanda iki nevi ruh vardır: Biri hayvani ruh, ötekisi de rahmani ruhtur. Hayvani ruh, daima insandan ayrılmaz. Tuzun eti muhafaza ettiği gibi, insanı kokmadan korur. Rahmani ruh ise, insana uyku halinde âlem-i melekûtu seyrettirir; ahval-i gaybı havassa aksettirir."

İsviçreli psikolog Carl Gustav Jung ise rüyadaki sembollerin kişiye özgü olduğunu ve dar bir yorumla anlatılamayacağını savunurken; Alman psikolog Erich Fromm rüyadaki sembolleri rastlantısal, evrensel ve geleneksel olarak yorumlamakta. Rastlantısal semboller kişisel anlamlara, geleneksel semboller tek bir anlama, evrensel semboller ise evrensel kabullere bağlanır.

Rüyaların sembol dili ve analizi

Rüyalar konusunda çeşitli çalışmaları olan Psikolog Çiğdem Demirsoy, rüyalarda düşünmeye ve günlük hayattaki problemleri çözmeye devam edildiğini belirtiyor: "Rüyaların sembolik bir dili vardır. Günlük yaşamımızda farkında olmadığımız ve bilinçaltımızı etkileyen şeyler rüyalarımızda canlanır. Rüyaların hatırlanması kişinin kendi hayatını tanıması bakımından önemlidir. Kişi rüyalarındaki sembol dilini açabilirse, kendi yaşamındaki birçok sırrı fark edebilir."


Rüyaların süresi

Bilim adamları rüyaların süresi konusunda kesin bir sonuca varamamışken; Amerikalı Dr. Klein deneklerini hipnotize ederek uyutup, uyandırdığında rüyalarını dinlemeye başlamış ve en uzun rüyanın doksan saniyeyi geçmediğini tespit etmiş. Uyandırdığı deneklerinin 3-5 saniye süren rüyalarını saatlerce anlattıkları sonucuna varmış. Yine Amerika"dan Dr. Kleitman ise rüya esnasında kişide kısa süreli ve süratli göz hareketlerine şahit olmuş. Hatta, ömrü boyunca hiç rüya görmediğini ileri süren deneklerini hızlı göz hareketleri esnasında uyandırdığında denekler "hayatlarında ilk defa rüya gördüklerini" söylemişler. Bunun sonucunda da, herkesin rüya gördüğü; fakat bazı kişilerin rüyalarını hatırlayamadığı sonucuna varmış.

Rüyaların tespiti

Uykuda olan kişi rüya görmeye başladığında, hızlı göz hareketlerinin yanı sıra heyecana bağlı kalp atışları da ortaya çıkmakta. Bu yolla rüyaların başladığı ve bittiği an, EEG ve EKG adı verilen ölçüm cihazlarıyla tespit edilebiliyor. Bilim adamları sekiz saat uyuyan bir kişinin uykusunun yaklaşık yüzde 20"sinde rüya gördüğünü ortaya çıkarmış. Uyku esnasında rüyasız ve ağır bir uykuyu, rüya görülen zaman dilimi ve bunu yine ağır uyku izlemekte ve bu sirkülasyon uyanana dek sürmekte.

şehrazad
04-20-2005, 05:18
İsviçreli psikolog Carl Gustav Jung ise rüyadaki sembollerin kişiye özgü olduğunu ve dar bir yorumla anlatılamayacağını savunurken; Alman psikolog Erich Fromm rüyadaki sembolleri rastlantısal, evrensel ve geleneksel olarak yorumlamakta. Rastlantısal semboller kişisel anlamlara, geleneksel semboller tek bir anlama, evrensel semboller ise evrensel kabullere bağlanır.
Güzel bir yazı. Teşekkürler insomnia. Bu rüyalar insanın kafasını karıştırıyor. Ben nasıl genel rüya yorumu yapabilirler, mesela her kedi ya da yılan görenin düşmanı mı vardır hiç akıl erdiremiyordum. Baksanıza semboller kişiye özgü de olabilirmiş :idea:

Yoda
04-21-2005, 12:37
"Yorumlanmamış bir rüya okunmamış bir mektuba benzer."
Hayatımızın yaklaşık üçte birini uykuda geçirmekteyiz. Bu da 60 senelik bir ömrün 20 senesi demektir. Uyku, günlük çalışmalardan yorgun düşen insan bedeninin ve sinirlerinin dinlenme zamanıdır. Ünlü ruhbilimci Sigmund Freud'un da araştırmalarının büyük bölümünü oluşturan uyku sırasında, kişinin bilinç altında düşüncelerinin, özlemlerinin ya da isteklerinin bir film şeridi gibi göz önünden geçtiği varsayılır. İşte bizler bu olguya Rüya adını veriyoruz.

Freud’a göre bilincin gizlediği, tamamen sakladığı bu olgular ortaya çıkabilmek için yol aramaktadırlar. Bunlardan bazıları da rüyalar haline girerek kendilerini göstermektedirler.


Freud’un yolunda ilerleyen doktorlar da günümüzde rüyalara büyük değer vermektedirler. Onlar, rüyaları bilimsel şekilde açıklayarak hastalarını tedavi etmektedirler.

Bazı soyut kavramların açıklamaları bilimsel bir zemine oturtularak ifade edilebildiği halde, rüya kavramını bu şekilde açıklamak pek mümkün görünmüyor. Ancak bunu bilimsel verilerle değil de, dinsel yönden açıklanabildiği de bir başka soyut gerçektir. Bu açıklamaya göre ruh bedenden ayrıldığı zaman, yaşanan olayların tümüne rüya diyebiliriz.

Rüyalarda yaşananlar inanılmayacak kadar hızlı gelişir. Bir kaç dakikalık rüya esnasında bile çok uzun sürdüğünü sandığımız garip, şaşırtıcı ve çok değişik olaylar birbirlerini izlerler. Bu nedenle rüyada zaman kavramı oluşmaz. Ancak zaman kavramını biz uyandıktan sonra beynimizin öğretileri ve alışkanlıkları doğrultusunda saptadığımız bir anlar toplamıdır sadece.

Eski çağlardan beri insanları ilgilendiren rüyalara ilkel toplumlar da çok önem verilmiştir. Rüyaların, korkulan tanrılar tarafından verilen armağan veya cezalar olabileceğine inanılmıştır. Daha sonra kahinler rüyaları açıklamaya, yorumlamaya başlamışlardır. İlk rüya yorumcularının ne zaman ortaya çıktıkları da belli değildir. Ancak Babil’in kahinlerinin büyük ün yaptıkları bilinmektedir. Kaldeliler, Astrolojinin yanı sıra rüya yorumlarında da başarı kazanmışlardır. Zamanla belirli rüyaların anlamları da kesinleşmiştir. Eski Mısırlılar, eski Yunanlılar ve Araplar rüya yorumlarıyla ilgili kitaplar yazmışlardır.

Kaynak : Yorumcu.com

Yoda
04-21-2005, 12:42
Yılan:
Rüyada yılan görmek her türlü düşman demektir. Çok zehirli oldukları bilinen engerek, kobra, gibi yılanları görmek çok daha da tehlikeli düşman demektir. Rüyada yılanı evde görmek düşmanın size kötülük yapacağına yorumlanır. Bu rüya karı:kocanın kavga etmesine işaret eder.

Kedi :
Uğursuzluğun işaretidir. Eğer rüyada kediyi kovalıyorsanız bu iyi anlam taşır. Dişi kedi kötü bir kadını belirtir. Erkek kedi birisini ısırırsa veya tırmalarsa, o kişi hastalanır uzun süre hasta yatar. Kendisinin kedi şekline dönüştüğünü görmek, kötü işlerden geçimini sağlamak demektir.

Kaynak :eglendir.com

Kafka
05-21-2005, 22:26
Bazen bizi şaşırtan, bazen korkutan ,mekanın, zamanın ve mantık kurallarının alt üst olduğu gizemli dünya. İnsanlar çok eski çağlardan bu yana, rüyaların gizli bir anlamı olduğunu düşünüp, rüyaları yorumlamaya çalışmışlardır.
Ciddi anlamda ilk rüya analizleri Freudla başlar. Freud bastırılan cinsellik ve saldırganlık dürtülerinin ,kendilerini rüyalarda ifade ettiğini , bu ifadeninse açık olmayıp sembollerle olduğunu söyler.
Jung rüyaları sadece bastırılmış dürtüler olarak ele almaz. Ona göre bir rüyanın anlamını belirleyen hangi zihinsel katmandan geldiği,diğer katmanlarla ilişkisi ve kişinin öznel durumudur.rüyaların kişi için taşıdığı anlamı anlamak içinse , danışanlarına açıkça sorar.
Jung'un bu esnek ve kişiye özel yaklaşımı ,gerçekten hayranlık uyandırıcıdır. Aynı kökenden gelmemizin bizi birleştirip aynılaştırması gibi ,yaşanan tecrübelerin ışığında bireyin eşsizliği ve biricikliği de gözden kaçmamalıdır. Bu, insan zihnini anlamamızda, bize geniş bir perspektif sunar.

RÜYA YORUMU DEĞİL, RÜYA ANALİZİ.

Rüya analizlerinin piyasada bulunan rüya yorumları ile uzaktan yakından alakası yoktur. Ayrıca her rüyanın da analiz değeri yoktur.
Örneğin gün içinde çok uğraşyığımız bir olayı rüya içinde görmemiz gibi.
Birde çok saçma bulduğumuz kişilerin, yerlerin, mekanların olduğundan farklı görüldüğü rüyalar vardır ki, bunlar bilinçdışı katmanlardan gelir ve analiz değeri yüksektir.
Bu rüyalarda örneğin hiç tanımadığımız birini görebiliriz. Bu genellikle hayatımızdaki önemli birkaç kişinin bilinçdışında birleştirilerek sembolize edilmesidir. Bilinçdışımız bize rüyalarımızda kendimiz ve çevremizle ilgili ayrışmamış bilgiler gönderir. Rüya anlizlerinde ben bunları ayrıştırıp rüyanın kişiye özel ve evrensel anlamlarını bulmaya çalışırım. Aynı kültürün içinde yetiştiğimizden, evrensel anlamları daha kolay yakalarken, kişiye özel anlamları bulmam daha zor olur. Bu gibi durumlarda danışanımın bilinçdışı rehberliğine müracat ederim. Hipnoz altında danışanımın bilinçdışına, rüyalarındaki sembollerin anlamını sorarım. Bazen direk cevaplar alırken, bazende bilinçdışına has sembol dili ile alırım cevaplarımı.
Bir rüyanın en doğru analizini yine o rüyayı görenin bilinçdışı yapar. Sonrasında ise kişinin bu mesajı anlaması ve bu mesaj doğrultusunda harekete geçmesi gerekir.


RÜYALARIN TELAFİ EDİCİ YÖNÜ

Rüyalardan sıçrayarak uyandığımızda, mutlaka bilincimizi yakından ilgilendiren bir konu ile ilgili bilinçdışımız ,bizi uyarıyor demektir. Konu ile ilgili yapılan deneyler , bu ani uyanmaların, bilinçli yaşam için önemli olan düşlerin sonunda gerçekleştiğini doğruluyor. Bunun dışında tekrarlı bir biçimde görülen rüyalar da, bizim biliçdışı karmaşa ve takıntılarımıza işaret ederler. Elbette ki bilinçdışı bizi ,yine kendine özgü sembol dili ile uyarıyordur. Bu anlatımlarda kimi zaman birden çok nesne birleşerek görünebilir bize.Bilinçdışı tek bir nesnede birçok kompleksi birleştirmiştir o zaman.
Rüyaların analizi kendimizi tanımada ve bilinç alanımızı genişletmede ,önemli bir araçdır.
Takıntı ve komplekslerle daralan bilinç ,bu içeriklerin aydınlatılmasıyla bilinçdışına doğru genişler. Bu bizi yaşamda daha yaratıcı kılar. Düşünmenin,algılamanın insana sağladığı siyah-beyaz bir yaşamdansa, bilinçdışı içeriklerin aydınlatılmasıyla , hissetme ve sezgi gibi yönlerini keşfeden insan, yaşamı daha çok boyutlu algılamaya ve yaşamaya başlar.

Kaynak: www.analitikpsikoloji.com
Psikolog Ufuk Maviengin

salome
04-10-2006, 20:05
Geçen gün okudum ve çok etkilendim. Freud bir de şöyle demiş:

"Pek çok rüya alakasızmış gibi görünür. Halbuki herhangi birşey bizi derinden etkilemeden rüya düşüncelerinin alanına girebilmesi asla mümkün değildir."

Kafka'nın tavsiye ettiği alvarez'in gece adlı kitabında şöyle devam ediyor:
"Hem psikanalistlerin hem de rüyayı görenlerin gözünde rüyalar kütüphane gibidir. Yaşadığınız herşey raflardaki yerini almıştır ve orada unutulmuştur. Ama bir kitabı elinize alıp okumaya -yani serbest çağrışıma- başlar başlamaz bir anda herşey yeniden canlanır gözünüzün önünde: Bir zamanlar yaşamış olduğunuz ama sonraları raflarda unuttuğunuz bütün olay ve duygular tastamam ve yerli yerindedirler. Arkalarında bıraktıkları korkular ve kalp acılarıyla birlikte."

Unutmaya çalıştığımız ya da unuttuğumuz acı veren herşeyin içimizde bir yerde olduğu ve birgün onlarla tekrar yüzleşeceğimiz gerçeği beni rahatsız ediyor:smileys_a

Kafka
04-14-2006, 15:26
"Zaten Freud'un asıl ilgi alanı rüyaların gerçek hayata nasıl yansıdığıydı. Birçok psikanalist için düş görmek bir konuşma şekli, bir iletişim biçimidir. Psikanalistler için önemli olan şey, hastaların rüyalarını nasıl anlattıkları -neleri dile getirdikleri, neleri vurguladıkları, neleri gizledikleri ve neleri atladıkları- ve anlatılanların onları nerelere, hangi alakasızmış gibi görünen yerlere ***ürdüğüdür. Freud rüyalar için "bilinç-dışına açılan şahane yol" derken aslında düş görmenin kendisini değil, rüyaların hastalarda yaptığı çağrışımları kastediyordu. Freud'un rüyalardan öğrendiği en önemli şey bir klinik tekniğiydi: Serbest çağrışım tekniği. Ve zaten psikanalizin sonraları geliştirdiği bütün teknikler bu teknikten doğacaktı. Bir yorumcu bir defasında Freud için "gece cerrahı" demişti. İşte serbest çağrışım da bilinç-dışını yarmakiçin kullandığı neşterdi."

Freud'un yanıldığı noktalar olabilir, bununla kalmayıp kendi sistemini bir keçi inadıyla savunmuş da olabilir. Ama şurası da bir gerçek ki, bütün insanların yaşadığı bir deneyim olan düş görme üzerine Freud'dan daha incelikli ya da daha keskin düşünceler ortaya koymuş hiç kimse yoktur.

uinen
05-24-2006, 06:56
Aslında rüyalar birkaç çeşittir. En bilineni ilk çeşit olan bilinçaltı ve günlük olaylar ilişkisidir. Bunlar psikiyatristlerce ele alınır,gizemli bir tarafı yoktur.
Bazı rüyalar bir uyarı niteliğindedir,bazen hiç tanımadığınız birini görürsünüz ve o sizi belirli bir konuda uyarır. Bazen bu kişi ölen bir yakınınız,yahut bir melek,vb de olabilir. Bu uyarı dikkate alınmadığında mesul olmuyorlar :res:
Diğer bir rüya çeşidi olduğu gibi çıkan rüyalardır..bunlar çoğunlukla o an olan bir olayı,yahut olmakta olan bir olayı gösterirler. Bu,başka bir boyutta ve size göre tanımadığınız bir çevrede bile geçse...
Bazı rüyalar da kehanet rüyalarıdır. Bunlar az görülür aslında. Yatmadan önce gelecekle ilgili bir şeye konsantre olduğunuzda,yahut ilgili makamlara(neye inanıyorsanız) bir soru sormak ve cevap istemek (istiharenin benzeri) şeklinde görülebilirler.
Bu son kategorideki kehanet rüyaları aşırı detaylı olurlar. İnsanların yüzlerindeki sivilce ve benleri bile görülebilir(ilginç olduğunu biliyorum,neden olduğunu bilmiyorum). Belki de bunun sebebi o anı normal hayatınızda yaşarken hatırlayabilmeniz için olabilir.
Bu rüyalarda değiştirmek istersiniz çok önceden görmüş olduklarınızı,ama şartlar sizi öyle bir şekilde ayarlar ki bunu beceremezsiniz.
Örnek vermek gerekirse bu tarz bir rüyaya:

Bir gün rüyamda kendimi bir aynanın karşısında gördüm,tek elimle macunu açmaya ve gene tek elimle o macunu fırçaya sürmeye aynı zamanda da suyu açmaya çalışıyordum. Tanımadığım bir yerdi.
Ertesi sabah uyandığımda buna bir anlam veremedim,"neden tek el" sorusuna cevap bulamadığım için umursamadım.
Bir hafta sonra eski bir arkadaşım beni yeni evine davet etti. Onunla kalırken buz patenine gittik,ben kayarken düştüm ve sol elimin başparmak tendonu kesildi,sonra hastane,dikiş,vb..
Eve döndüğümüzde yatmadan önce dişlerimi fırçalamak istedim. Ve banyoya girdim. Aynaya bakınca anladım ki bu ayna o ayna...ve artık "neden tek el" sorusuna bir cevabım vardı:sol elimin başparmağında durmasına rağmen tüm eli kullanılmaz hale getiren demir bir atel. :s4: