"Gladyatör" filminin yönetmeni Ridley Scott, "Cennet'in Krallığı"nda, Hıristiyan dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşık 200 yıl süren Haçlı Savaşları'nı konu alıyor. Scott, tarihin en uzun süren din savaşlarını, genç bir Fransız köylüsünün hikâyesini merkez alarak anlatıyor. Bu genç köylünün kaderi bir şövalye olmasıyla değişecek ve günden güne kahramanlaşarak başka insanların kaderlerini de değiştirecektir.
Fim, Orlando Bloom, Eva Green, Liam Neeson, Jeremy Irons ve Brendan Gleeson gibi isimlerden oluşan oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Ayrıca filmin müziklerine, "Vizontele" filmlerinin müziklerine imza atan Kardeş Türküler grubu da katkı yaptı.
Ridley Scott'ın, hikâyesi Haçlı Seferleri sırasında geçen 'Cennet'in Krallığı' ABD'de gösterime girdiği ilk hafta, box office listelerinde birinci sıraya oturdu. Film, ilk haftada 20 milyon dolarlık gişe başarısı elde etti. Film listenin birinci sırasına yerleşmiş olsa da, yazın ilk iddialı filmlerinden biri olarak gişe başarısı zayıf bulundu. Önceki yıllarda aynı dönemde vizyona giren filmlerden 'X 2' 86 milyon dolar, 'Örümcek Adam' ise 115 milyon dolarlık hasılat elde etmişti.
insomnia
05-15-2005, 15:17
Ridley Scott, 11 Eylül'ün, David Lean'in ve sapanla at kestaneleri atmada hile yapmanın, nasıl onu epik bir Haçlı Seferleri filmi olan Cennet'in Krallığı'nı çekmeye ittiğini açıklıyor. Yönetmenin kendi kaleminden:
CENNETİN KRALLIĞI
Yönetmen: Ridley Scott Senaryo: William Monahan Görüntü yönetmeni: John Mathieson Kurgu: Dody Dorn Oyuncular: Orlando Bloom, Eva Green, Liam Neeson, Edward Norton, Jeremy Irons, David Thewlis Süre: 145 dk.
Cennet'in Krallığı/Kingdom of Heaven'nı görmeye gelenlere tarihin çok iyi bilinmeyen bir anını keşfedecekler. İnsan Haçlı Seferleri'ni düşününce, aklına genellikle şövalyelerle Araplar arasındaki çarpışmalar ya da unutulmuş kalelerin bitmek bilmeyen kuşatmaları geliyor. Perdede kesinlikle çok miktarda savaş sahnesi göreceksiniz - binlerce insan (hepsi gerçek değil) ve sıfırdan inşa edilmiş devasa ortaçağ savaş makineleriyle, kocaman savaş meydanlarının etkileyici görüntülerini yarattık. Döneme uygun olması için dikkatle araştırılıp inşa edilmiş kuşatma kuleleri ve mancınıklar var.
Ben filmlerde dünyalar yaratmakla tanınıyorum ve araştırma kısmını, ince detayların içine dalmaya severim. Belli bir yüzyıldaki özel bir durumu nasıl yeniden yaratırsınız? Bu, işin büyüleyiciliğinin bir kısmı. Ve kabul ediyorum ki, ağır objeleri uzak mesafelere fırlatan büyük mekanizmalar beni özellikle çekiyor. (Bu herhalde çocukken at kestanelerini uzağa fırlatarak oynadığımız günlere dayanıyor. Korkarım ki ben epey rekabetçiydim ve elimdeki kestaneyi çok sert oluncaya kadar fırında pişirir, sonra da yeni görünsün diye ayakkabı boyasıyla boyardım. Ortaya öldürücü bir roket çıkardı.) Film için inşa ettiğimiz mancınıklar, at kestaneleriyle kurduğumuz o tertibatların dev hali gibi biraz.
Bir Haçlı Seferleri filminde, meydan mücadelesi oldukça beklendiktir. Bu kez alışılmadık olan ise, hikayemizin sadece savaşı değil, bir barış girişimini de göstermeye fırsat tanıması. Her zaman şaşırtıcı bir şeyler yapmaya çalışırım - dramanın hedefi de budur zaten, öyle değil mi? Demek istediğim, insanların savaş ve kan banyosu beklediği yerde, biz başka bir açıdan yaklaşıyoruz.
İki harika lider
Bizim odaklandığımız dönem, ikinci ve üçüncü Haçlı Seferleri arasında gerçekleşmiş kısa bir ateşkes dönemi. Şövalyeler ve ortaçağ, bilhassa da Haçlı Seferleri hakkında bir film yapmayı daima istemiştim. İki kültürün, Hıristiyanlık ve İslamiyet'in barış içinde kaldığı bu dönemi öne çıkarmayı teklif eden, senaryo yazarımız Bill Monahan oldu. Gergin ve kısa bir dönem olsa da, ateşkes iki harika liderle sağlandı: Kudüs'ün Latin krallığını yöneten Kral IV. Baldwin ve büyük Arap general Selahaddin. İkisi arasında gerçekleşen mübadelelere bakınca, insan açık biçimde birbirlerine duydukları derin saygıdan etkileniyor. Günümüzle paralelliklere rastlamamak mümkün değil. Barış getirmeye çalışan liderlerin takdir edildiği, ama radikal gruplarca çabalarının önünün kesildiği zamanları kast ediyorum.
Dramatik bir çağdan mükemmel bir hikâye anlatmak için yola çıktık, bir belgesel, ahlakçılık veya propaganda yapan bir iş için değil. Ama konumuz bu iki kültürün çarpışması olduğuna ve şimdi 11 Eylül sonrası dünyada yaşadığımıza göre, Cennet'in Krallığı'na o perspektiften bakılacaktır. Hikaye içinde ifade edilen değerler konusunda, kendi halklarına ve kendi görev duygularına hizmet etmeye çalışan iki liderin merkezdeki durumundan başlamak üzere, 'öteki'ne hoşgörüyü de ortaya koyarak bazı seçimler yaptık.
Bunun ötesinde, belli değerler, doğuştan iyi bir adam ve arayışlara sahip biri olarak ana karakter Balian'da vücut buldu. Film sırasında bir şövalyeye dönüşmesine rağmen, o zaten halihazırda bir şövalye olması gereken niteliklere sahipti: savaşta yiğit ve kişisel davranışlarında onurlu. Kahramanlardan bekleneceği üzere sert bir yolculuktan ve onu baştan çıkarabilecek çeşitli serüvenlerden geçiyor ama neticede, kahramanlarımızın adaletli, iyi ve doğru şeyi yapan biri gibi, görece saf kalmasını isteriz. Bunlar kulağa izci bir çocuğun konuşmaları gibi gelebilir ama bence bugün biraz izci ruhu çok faydalı olurdu. Şövalyelik sadece iyi davranıştır; aslında epey basit, gerçekten, fakat biz bunu uygulamaya kadir görünmüyoruz.
Tabii bir drama çekmek sadece yüksek ideallerle ilgili olamaz. Bizimki gibi büyük bir tuvalde çalışırken, büyük çerçevenin içinde mutlaka güçlü bir kişisel hikaye de olmasını sağlamaya gayret ettim. Bunu yapabilmek biraz deneyim işi; biraz da iyi işbirlikçilere sahip olma. Modelim, karakterleri asla perde önünde kaybolup gitmeyen David Lean.
Ama temel olarak her şey hikayede yatıyor, karakterlere ne olduğunda ve nasıl karşılık verdiklerinde. Ortaçağın bizimkinden çok farklı olduğu, hatta öylesine ki, o zamanın insanlarıyla özdeşleşmeyi ya da motivasyonlarını anlamayı umut bile edemeyeceğimiz söylenir. Buna katılmıyorum. Bizimkinden farklı zorluklarla yüz yüze gelmiş ve tahayyül edemeyeceğimiz bir vahşet düzeyini yaşamış olabilirler. Ama tarihte mevzilenmiş olmasına rağmen, filmin duygusal alanının büyük kısmı bizim için tanıdık. Karakterlerin, hikayenin dünyasını geliştiren ve yok eden merkezi kişiliklerin kim olduğu, işte tam burada filmin bağrından çıkıyor.
Müslümanların bakış açısı
Balian'la, yaşamaya değer her şeyini yitirmiş bir adamla başlıyor. Çocuğu ölüyor, karısı o kadar büyük bir bunalıma sürükleniyor ki, intihar ediyor ve Kilise intiharı yasakladığından, karısı lanetlenmiş kabul edilerek kutsal toprağa gömülmesi engelleniyor. Yani o, hayatıyla ne yapması gerektiği ve dini kökleri konusunda tamamen şaşkınlık içinde bir adam. Haçlılara katılıp Kudüs'e gitmesinin bir nedeni, ruhunu arındırmak ama yolculuğun kendisi de onun için bir arınma -kendi günahları için af arıyor. Yani bu ruhsal bir yolculuk ama aynı zamanda cana ve ruha kast eden zorluklara nasıl karşılık verdiğini göstererek içsel asaletini ortaya koymasına hizmet eden bir yolculuk.
Şövalye Godfrey iyi bir adam ama dini yönünden çok dünyevi yönü önde. Kutsal Topraklar'ın temsil ettiği fırsatlardan ve doğru eylemlerle sağduyuya dayalı bir idelojiden bahsediyor. Bunların ikisi de bugünlerde epey işimize yarayabilirdi.
Bir de prenses Sibylla var: Onun hikayesi dönem için spesifik kalıyor ama içerdiği insanlık trajedisi herkese bir şeyler söyleyebilir. Kardeşi olan krala çok yakın ama cüzzamla deforme olduğu için ona dokunmaya tahammül edemiyor. Balian'a ilgi duyuyor fakat krallığın hayrı için nefret ettiği bir adamla evli kalmak zorunda.
Jeremy Irons kralın baş danışmanı Tiberias. Hükümetine sadık biçimde hizmet etmiş bir adam ama barışı koruma girişimleri yükselince, kendini alaşağı edilmiş buluyor. İşine ve Kutsal Topraklar'da bulunmaya dair gittikçe azalan bir tutkusu var.
İnsanların olayları Müslümanların bakış açısından da görmelerini istedim. Bunu yapmanın yolu ise, o tarafta çok boyutlu karakterler yaratmaktı. Özellikle, Suriyeli mükemmel aktör Gasan Mesud tarafından oynanan Selahaddin. Müslüman karakterleri oynamak için Müslüman oyuncuları kullanmanın önemli olduğunu hissettim. Selahaddin'in özel anlarını görüyorsunuz, liderliğini, nasıl barışı korumaya çalıştığını. Bir yandan halkının baskısı altındaydı, diğer yanda da Kudüs hacılarını koruyan şövalyelerin radikal grubu vardı. Onları kendi zamanlarının sağ kanadı veya Hıristiyan köktendinciler olarak görebiliriz. Selahaddin'in, kendi kaderi konusunda da çok güçlü bir duygusu vardı.
Bilinmedik bir dünyayı - uzak bir yer, uzak bir zaman veya ikisi birden - yaratmada, en yetenekli sinemacılar ve var olan en iyi teknolojiyle mükemmel bir iş çıkarabilirsiniz. Ama o dünyada, hayatları ve kaderleri umrumuzda olan, hikayeleri bize bir şey söyleyebilecek insanların yaşamasını sağlamalısınız. Haçlı Seferleri zaferlerle dolu ama trajik bir olaylar silsilesiydi. Bugünün dünyasını da hâlâ etkiliyor. O zamana bir sinemasal bir pencere açarak, iyi bir dramanın yapması gerekeni başardığımızı umuyorum: Aynı anda duygularımızı harekete geçirmek, ruhlarımızı kaynatmak ve bizi düşünmeye sevk etmek...
Radikal Cumartesi
vBulletin v3.5.3, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.