PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : BM: Çöller yok olabilir


uykusadecezamankaybıdır
06-05-2006, 14:08
http://www.ntvmsnbc.com/news/235003.jpg BM raporuna göre, çöl sayılan bölgelerde sıcaklık 1976 ile 2000 yılları arasında 0.5 ila 2 santigrad derece arttı.


Birleşmiş Milletler raporu, Güneş enerjisi veya özel bitki üretimi açısından Dünya için hazine değerine sahip çöllerin, tehdit altında olduğunu vurguluyor.

Dünya Çevre Günü dolayısıyla Londra’da yayınlanan Birleşmiş Milletler raporunda, yeryüzünün yaklaşık 33.7 milyon kilometrekaresinin çöl sayıldığı, 500 milyon insanın yaşadığı bu bölgelerin özel bitki örtüleri ve hayvan türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtildi.

BM raporunu hazırlayan ekipten Andrew Warren, iklim değişiklikleri, yeraltı sularının aşırı tüketimi, tuz oranının artması ve ‘fauna’nın yok olmasıyla çöllerin de daha önce görülmemiş ölçüde tehdit altına girdiğine dikkati çekti. Rapora göre, çöl sayılan bölgelerde sıcaklık 1976 ile 2000 yılları arasında 0.5 ila 2 santigrad derece arttı. Buna karşılık, gezegenin diğer kesimlerindeki sıcaklık artışı, aynı zaman zarfında ortalama 0.45 derece olarak gerçekleşti. Çöl sıcaklıkları, bu gidişle 2100’e kadar 5-7 derece daha artacak.

Irmak yataklarının kuruması, uygun şekilde yapılmayan sulama faaliyetleri ve nüfus artışı, su sıkıntısını daha da artıracak. Yol inşaatları, kirlilik, turizm ve avcılık da ‘faunayı’ tehdit ediyor. Halbuki çöllerin rüzgar ve Güneş enerjisi üretimi amacıyla kullanılabileceği ve bu yöntemlerin son derece çevreci olduğunu vurgulayan rapor, çöllerde yetişen bazı özel bitkilerin ilaç üretiminde kullanılabileceğinin de altını çiziyor.

Yoda
06-12-2006, 14:53
Daha acayibi kuraklık olacak ve aynı zamanda deniz suyunda boğuluyor olacağız.

KIYI BÖLGELERİ SULAR ALTINDA KALACAK

Raporda, atmosferdeki ısınmanın, 2100’de buzulları yaz aylarında tamamen erime düzeyine getireceği kaydedilerek, buzullarda yaşayan kutup ayısı gibi canlıların yok olacağı ve biyolojik çeşitliliğin ortadan kalkacağı belirtildi. Rapora göre, buzulların erimesiyle okyanus seviyesi 10-90 cm yükselecek ve kıyı şeritleri sular altında kalacak.

İngiliz hükümetinin bilim danışmanı Dr. David King, Grönland’daki buz blokların daha fazla dayanamayıp eriyeceğini ve dünyanın belli başlı kentlerinin kurulu olduğu kıyı bölgelerinin sular altında kalacağını savunuyor. King, buz kütlesinin bazı parçalarının son birkaç yılda 10 metre kadar eridiğine dikkat çekiyor.

Bilim dünyası, dünyadaki temiz suyun altıda birini ihtiva eden Grönland’daki buz tabakasının eridiğini uzun bir süredir savunuyordu. Eğer bölgedeki buz tabakası tamamen erirse, denizler 7 metre kadar yükselecek ve Hollanda, Danimarka, gibi kıyı ülkeleri kısmen sulara gömülecek.


http://www.ntvmsnbc.com/news/172450.jpg

Yengeç
06-12-2006, 15:07
Ve bütün bu bilimsel verilere rağmen kimse birşey yapmıyor. Bu yetkililer neyi bekliyorlar illa yazlıklarının bodrumlarına deniz suyu mu dolmalı...

Yoda
06-12-2006, 15:27
Galiba daha kötüsü biz bir şey yapmıyoruz :(

Yengeç
06-12-2006, 15:42
Bireylerin yapabilecekleri elbette çok şey var ama bunlar genel bir anlam kazanamazsa yani toplumsal harekete dönüşemezse pek bir işe yaramazlar. Çevre koruması hükümet politikası haline getirilmeli. Her devlet buna destek verirse ancak o zaman çocuklarımıza daha güzel bir gelecek hazırlayabiliriz.

Mesela Japonya bu konuda çok taktir ettiğim bir ülkedir. Zaten adamlar doğayı kutsal sayıyorlar. Düşünsenize Koca Suzuka Formula 1 Pisti yapılırken hiç ağaç kesilmemiş.

Böyle devam ederse belki biz kendimizi kurtaracağız uzaya yerleşeceğiz yani diğer gezegenlerde koloniciliğe başlayacağız. Ama Gün gelecek gezegenimiz sadece turistlik gezi düzenlenen bir kaya parçasından başka bir şey olmayacak.

Yoda
06-12-2006, 16:46
Ben zaten ogame'de kolonileşiyorum.

Beklerim.

Yaş ortalmasının 18 olduğu düşünülürse zaten tıpki filmler gibi oyunlarda da bizi hazırlıyorlar.

Kaldı ki bugün açık radyoda belirttildiği gibi Amerikanın tavırları dünyayı Birleşmiş Milletlerden önceye değil Ortaçağa yani güçlünün herşeye sahip olduğu bir döneme insan ırkını sürüklemektedir.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı Direktörü, Klaus Töpfer de, “İklim değişikliği giderek hızlanıyor. Yok edici etkilerine karşı mücadele etmek için acilen kararlı bir liderlik gerekiyor” diye konuştu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in küresel ısınmaya yol açan sera etkisini kontrol altına almayı hedeflenyen Kyoto Protokolü’ne imza atmayı kabul etmesinin ardından, büyük devletler arasında anlaşmaya karşı çıkan sadece Bush yönetimindeki ABD kaldı.

BUSH’UN TAVRI BELLİ

İklim değişikliğinin temel nedeni sayılan karbondioksit emisyonunun yüzde 30’u, bu 8 ülkeden kaynaklanıyor. Bush yönetimi, karbondioksit emisyonunu sınırlandıran Kyoto Sözleşmesi’ni imzalamaya yanaşmıyor. Raporla ilgili olarak Beyaz Saray’dan herhangi bir açıklama gelmezken, sözcü Trent Duffy “Söz konusu rapor henüz bitirilmemiş bir araştırmanın sadece bir parçası” demekle yetindi. Norveç Çevre Bakanı Knut Hareide ise, Kyoto’nun sadece bir başlangıç olduğunu belirterek, “Raporun özü Kyoto’nun da yetersiz kalacağı ve dünya uluslarının emisyon oranlarını düşürmesi gerektiğidir” diye konuştu.

Yengeç
06-13-2006, 00:57
Sekiz soruda iklim değişikliği

İklim değişiyor, dünya ısınıyor. Bilim adamları kuraklık, seller ve olağanüstü hava koşulları konusunda sürekli olarak uyarılarda bulunuyor. Giderek artan etkilerin en büyük sebebi ise insan.

İklim değişikliği nedir?

Dünyanın ısısı düzenli olarak artıyor. Küresel ortalama yüzey ısısı şu anda 15 santigrat derece civarında. Jeolojik ve diğer bilimsel kanıtlar, geçmişte yüzey ısısının en yüksek 27 santigrat, en düşük de 7 santigrat derece olduğunu gösteriyor.

Fakat bilim adamları doğal dengenin, insanlardan kaynaklanan yoğun bir ısınma süreciyle bozulduğunu ve bu durumun dünyadaki hayatın büyük bölümünün tabi olduğu iklimin istikrarı için önemli çıkarımlara yol açacağını söylüyor.

Sera etkisi nedir?

Sera etkisi, atmosferde oluşan bir tabakanın yarattığı etki. Bu tabaka Güneş'ten gelen ışınların dünyadan yansıdıktan sonra tekrar atmosferin dışına çıkmasını engelliyor. Sera etkisi olmasaydı dünya son derece soğuk bir gezegen haline gelirdi.

Sera etkisini artırarak dünyanın normalden fazla ısınmasına neden olan gazlardan bazıları karbondioksit, metan ve azotoksit. Bu gazlar modern endüstride ve tarımda kullanılıyor, fosil yakıtların yanmasıyla açığa çıkıyor.

Atmosferin konsantrasyonu her geçen gün artıyor. Örneğin atmosferdeki karbondioksit konstanstrasyonu 1800'lü yıllardan beri yüzden 30'dan daha yüksek bir seviyede arttı.

Bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu sera etkisi yaratan gazların salımındaki artışın, dünyanın ısısının yükselmesine neden olacağını düşünüyor.

Isınmanın kanıtı ne?

Sıcaklık kayıtları 19'uncu yüzyıl sonlarında tutulmaya başlandı. Ortalama küresel sıcaklık 20'nci yüzyılda yaklaşık 0.6 santigrat derece arttı. Sıcaklığın artmasıyla buzulların erimesi nedeniyle deniz seviyeleri de 10-20 santinmetre arasında yükseldi.

Arktik deniz buzları, son birkaç 10 yılın yaz ve sonbahar döneminde yaklaşık yüzde 40'a varan oranda inceldi. Buna karşılık Antarktika'nın bazı bölümleri daha da soğudu. Yüzey ısısı ve troposferdeki ısı arasında bazı çelişkiler göze çarpıyor.

Sıcaklık ne kadar yükselecek?

Sera etkisi yaratan gazların salımı engellenmezse, 2100'e kadar ortalama küresel sıcaklık 1.4-5.8 santigrat derece artacak. Olayın vehameti şöyle açıklanabilir: Medeniyetin ortaya çıkışından beri küresel ortalama sıcaklık sadece 1 santigrat derece arttı.

Sera etkisi yaratan gazların salımı hemen kesilse bile, bilim adamları etkinin uzun bir süre daha devam edeceğini söylüyor. Çünkü büyük buz ve su parçalarını da içeren iklim sisteminin normale dönmesi yüzlerce yıl alabilir.

Bazı bilim adamları, Grönland buzullarında yaşanan erimenin hemen önlem alınsa bile geri dönülmez olduğunu düşünüyor. Yüzlerce yıl sürecek bu işlem, deniz seviyelerinde yedi metrelik bir yükselmeye neden olabilir.

Hava durumu ne olacak?

Küresel anlamda çok daha sert hava olayları ortaya çıkacak. Kıyı bölgelerde yağış miktarı artarken, iç bölgelerde sıcak havanın etkisiyle kuraklık baş gösterecek.

Artan fırtınalar ve deniz seviyeleri nedeniyle daha çok sel meydana gelecek. Bununla birlikte, hava sıcaklıkları bölgelere göre çok büyük farklılıklar gösterecek. Ve bu durumun sonuçları tahmin edilmeyecek kadar güç.

Etkileri neler olacak?

Tatlı su kaynaklarının azalması, gıda üretimi koşullarındaki genel değişiklikler ve seller, fırtınlar, sıcak dalgaları ve kuraklık nedeniyle ölümlerde yaşanacak artış gibi potansiyel tehlikeler gündeme gelecek.

Bu durum en çok, hızlı iklim değişimine karşı hazırlık yapamayan yoksul ülkeleri etkileyecek.

Yaşam alanlarının hızlı değişimine ayak uyduramayan birçok bitki ve hayvan türünün nesli yok olacak. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, sıtma ve yetersiz beslenme gibi nedenlerden milyonlarca kişi ölümle yüz yüze gelecek.

Ne bilmiyoruz?

Isınmaya insan etkisinin ne kadar olduğunu ve ısınmanın zincirleme etkilerinin neler olabileceğini bilmiyoruz.

Küresel ısınma, sabit buzulların erimesi ile sera etkisi yaratan metan gazının yüksek miktarda salımı gibi, gelecekte ısınmayı tetikleyecek değişikliklere yol açabilir.

Daha sıcak koşullar nedeniyle büyüme hızları artan bitkilerin, büyüdükçe atmosferden daha çok karbondioksit çekmesi gibi ısınmayı hafifletici etkiler de olabilir.

Ancak bilim adamları, karmaşık dengenin, bu olumlu ve olumsuz etkilere nasıl bir tepki verebileceği konusunda emin değil.

Şüpheciler ne diyor?

Küresel ısınmaya şüpheyle yaklaşanlar bile dünyanın giderek ısındığını inkar etmiyor. Şüphelerinin dayanağını, küresel ısınma etkisinin insan aktiviteleri nedeniyle ortaya çıkmış olması.

Bazıları şu an tanık olduğumuz değişikliklerin olağandışı olmadığını söylüyor. Buna en büyük dayanakları ise insan var olmadan önce küresel iklim koşullarında yaşanmış olan değişiklikler.

Bazı şüpheci bilim adamları, ısınmayı bir süredir Güneş'te olan yüksek aktivitelere bağlıyor. Bununla beraber, iklimin doğal değişimlerinin en tepesinde bile bir şeyler olduğu ve bunda insanın suçlanması gerektiği yönünde görüş birliği artıyor.


CnnTurk.com

Yengeç
06-13-2006, 17:04
Konuyla ilgili ek :


Türkiye sulak alanlarını kaybediyor

Türkiye, biyolojik çeşitliliğin yüksek olduğu, başta su kuşları olmak üzere çok zengin, karakteristik bitki ve hayvan topluluklarının yaşam alanı olan sulak alanlarını yitiriyor.

Sulak alanlar bakımından Avrupa ve Orta Doğu’nun en zengin ülkesi olan Türkiye’de tarım alanı olarak kullanılmak için 200 bin hektar sulak alan kurutuldu. Kurutma faaliyetleri sonucunda elde edilen arazilerin yalnızca yüzde 35’inde tarım yapılabiliyor. Evsel, endüstriyel ve tarımsal atıklar ile içme suyu temini çalışmaları da sulak alanların yok olmasına neden olan diğer tehlikeler arasında yer alıyor.
“Doğal veya yapay, devamlı veya geçirgen, suları durgun veya akıntılı, acı, tatlı veya tuzlu, denizlerin gel-git hararetlerinin çekilme evresinde 6 metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan bütün su birikintileri, bataklık, sazlık ve göller de dahil olmak üzere” sulak alan olarak tanımlanıyor.

Tropik ormanların ardından biyolojik çeşitliliğin en yüksek olduğu ekosistemler olan, pek çok tür ve çeşitteki canlılar için uygun beslenme,üreme ve barınma ortamı olan sulak alanlar, yalnız bulundukları ülkenin değil, tüm dünyanın “doğal zenginlik müzeleri” olarak adlandırılıyor.

Çevresinde yaşayan halkın yaşamında önemli yer tutan, bölge ve ülke ekonomisine katkılar sağlayan sulak alanların birçok önemli işlevi de bulunuyor. Çevre ve Orman Bakanlığınca hazırlanan, “Günlük Hayatta Çevre” adlı kitapçıkta, sulak alanların işlevleri şöyle sıralanıyor:

- Başta su kuşları olmak üzere çok zengin ve karakteristik bitki ve hayvan topluluklarına yaşam ortamı sağlamaktadır.
- Yeraltı suyu reşarjı ve deşarjı, taşkın kontrolü, taban suyunun dengelenmesi ve tuzlu su girişinin önlenmesindeki işlevleri ile bulundukları bölgenin su rejiminin dengelenmesine katkı sağlar.

-Bulundukları çevrenin nem oranını yükselterek başta yağış ve sıcaklık olmak üzere iklim elemanları üzerine olumlu etki yapar.

- Tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ve besin maddelerini kullanarak suyu temizler.

-Tropikal ormanlarla birlikte yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan eko sistemleridir.

-Sulak alanlar, başta balıkçılık olmak üzere, hayvancılık, saz kesimi ve rekreasyonel faaliyetlere sağladığı imkanlar nedeniyle, yüksek bir ekonomik değere sahip olup, bölge ve ülke ekonomisine katkısallar.

-Özellikle, büyük göl ve nehirlerde su yolu taşımacılığına imkan sağlarlar ve nehir boylarındaki sulak alanlar, erozyon denetimi yaparlar.

SULAK ALANLARI TEHDİT EDEN PROBLEMLER
Doğa Derneği Sulak Alanlar Sorumlusu Hatice Dinç Sarısoy, sulak alanları tehdit eden problemlerin başında “tarım veya yerleşim amaçlı kurutmaların” geldiğini söyledi. Sarısoy, dünyanın en önemli sulak alanlarından biri olan Amik Gölü’nün yanı sıra Emen, Gavur, Suğla, Kestel, Avlan, Manay, Söğüt, Simav ve Efteni göllerinin de kurutulduğunu, sudan arıtılan alanların tarıma ya da yerleşime açıldığını ifade etti.


Sulak alanlar bakımından Avrupa ve Orta Doğu’nun en zengin ülkesi konumunda olan Türkiye’de tarım alanı olarak kullanılmak üzere bugüne kadar 200 bin hektar sulak alan kurutuldu. Kurutma faaliyetleri sonucunda elde edilen arazilerin yalnızca yüzde 35’inde tarım yapılabiliyor.

Ülkemizde, sulak alanları tehdit eden problemler şöyle:

- Evsel, endüstriyel ve tarımsal kaynaklı kirlenmeler. Manyas Gölü, Uluabat Gölü, Eber ve Akşehir Gölleri, Ereğli Sazlıkları, Tuz Gölü, ve Meriç Deltası başta olmak üzere birçok sulak alan kirlilik tehdidinin etkisi altında bulunuyor.

- İçme, kullanma ve sulama suyu temini amacıyla aşırı miktarda su alınması, sulak alanı besleyen suların barajlarda tutulması veya yönlerinin değiştirilmesi. Sultansazlığı, Seyfe, Manyas, Uluabat ve Beyşehir gölleri başta olmak üzere ülkemizdeki tüm sulak alanların tamamına yakınının doğal su rejimi, yapılan müdahaleler sonucu bozuldu.

- Turizm ve konut bazında yapılaşmalar. Kızılırmak ve Göksu deltaları ile Hazar Gölü başta olmak üzere birçok sulak alan, yapılaşma tehdidi ile karşı karşıya bulunuyor.

- Kontrolsüz saz kesimi ile sazlıkların yakılması ve tahribinin yanı sıra aşırı ve yanlış su kuşu veya su ürünleri avcılığı yapılması.